Kanatlı Besleme

Etlik Piliç Üretiminde Yem Tüm Problemlerin Kaynağı Mıdır?

Kümes hayvancılığı işletmesinde yemler, tavuklarımızın ihtiyaç duyduğu pek çok unsuru içerdiği için önemli konuların başında gelir. Bunlar protein, enerji, mineral, vitamin gibi broyler eti ve sofralık yumurta üretiminin kalitesi ve başarısı için gerekli olan unsurlardır.

Ancak, yemlerin tavuklarımız için bir problem kaynağı olabileceği gerçeğini de kabul etmemiz gerekir. Bu yazımızda bu konuyu inceleyeceğiz.

Problemlerin kaynağı

Yemlerin ‘problemlerin kaynağı’ olmak gibi bir rolü neden olsun ki? Bunun cevabı; yemlerin tıpkı su ve hava gibi, sürüdeki her hayvanın günlük olarak vücuduna giren bir madde olmasında yatmaktadır. Bunlarda hayvanın sağlığına zararlı bir durumun bulunması halinde, önce yemi yiyen hayvanlar etkilenecek ardından bütün sürüyü olumsuz şekilde etkileyecektir.Bu durum teoride oldukça iyi bilinmesine karşın, Pratikte, yemlerin ne dereceye kadar bir problem kaynağı oldukları iki faktöre dayanmaktadır.

Birincisi; zararlı faktör yem içerisinde uygun bir oranda ya da dozda bulunmakta mıdır? İkincisi; bu zararlı faktör tüm tavukların benzer seviyede almalarını sağlayacak şekilde, yem içerisinde eşit veya homojen şekilde dağılmış olarak bulunmakta mıdır? Zararlı faktörün yem içerisinde eşit şekilde dağılmamış (heterojen durumda) olması halinde tavuklardan bazılarının bundan olumsuz şekilde etkilenebileceği, diğerlerininse etkilenmeyeceği aşikârdır.

Belli başlı senaryoları incelemeye başlamadan önce, bu konuyu genel hatlarıyla ele alalım ve yemler vasıtasıyla tavuklarımızda ne türlü problemlere sebep olabileceğimizi düşünelim.

Mineral eksiklikleri

Bir yemin normal olarak içeriğinde bulunması gereken maddeler vardır ve uygun seviyede olmadıkları takdirde tavukları olumsuz şekilde etkileyebilmektedir.Aşırı miktarlarda tüketimi ishale yol açan tuz, eksiliği, raşitizme neden olan kalsiyum ve eksikliği ile ‘deli tavuk hastalığı’ olarak da bilinen avian ensefalomalasiye sebep olan E vitamini bunlara iyi birer örnektir.

Bir de yemin içerisinde bulunmaması gereken maddeler de vardır; kurşun, böcek ilaçları ve aflatoksin ve okratoksin gibi mikotoksinler bunlara en iyi örneklerdir. Bununla birlikte yemler, sürüye enfeksiyon bulaştırabilecek ajanları da beraberinde getirebilirler.

Yemin içerisinde aşırı miktarda bulunabilecek doğal bileşenlere baktığımızda problemlerle özdeşleştirilen bileşenlerin başında tuzun geldiğini görürüz. Aşırı tuz tüketimi olursa, su da aşırı düzeyde tüketilecektir. Su fazla miktarı vücutta tutulamayacağından, fazlası yumuşak dışkı şeklinde atılmaktadır. Yeni bir yem partisinin verilmesinden sonra sürüde seri şekilde ishal vakaları görülmeye başlanırsa, bu olasılık her zaman dikkate almaya değerdir.

Bu durumun ciddi boyutlara eriştiği hallerde tavukların sulukların başında kalabalık şekilde toplanarak bir yandan su içerken bir yandan da sulu şekilde dışkıladıklarına şahit olabilirsiniz! Su tüketiminin ise tavan yaptığını söylemeye gerek bile yoktur.

Sindirim sistemi rahatsızlıkları

Yemin içerisinde bulunan aşırı protein ve enerji miktarı bazı sindirim sistemi rahatsızlıklarına yol açabilir. Bunun sebebi, enerji fazlasının tavuklar tarafından yağ rezervine dönüştürülmesidir. Aşırı yağ ise kuluçkalık yumurta üretecek bir tavuk için arzu edilen bir durum değildir.

Genellikle aşırı mineral miktarı bir problem teşkil etmemektedir, zira tavuk ihtiyacı olan miktarı alırken mineralin fazlası sindirim sisteminden geçerek dışkıyla birlikte atılmaktadır.Dolayısıyla, minerallerin tavuklar üzerinde olumsuz etkisi oldukça azdır, ancak çevre üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini hatırlamamız gerekir. Yemde aşırı kalsiyum bulunması yem tüketimini azaltabilmektedir.

Temel bileşenlerin eksikliği olarak bilinen tersi senaryoda ise, genellikle tavuklar çok daha fazla etkilenmektedir. Azalan enerji ve protein tüketimi büyümeyi ve performansı yavaşlatabilir ve performansın yavaşlaması durumunda ise tavukların hastalıklarla ve enfeksiyonlarla mücadele etme becerilerini etkileyebilir. Düşük sodyum ve klor (tuz) tüketimi asit baz dengesini olumsuz yönde etkileyebilmekte ve bunun sonucunda kemik oluşumu gibi vücudun asli fonksiyonları etkilenebilmektedir.Metionin gibi kükürt içeren amino asitlerin eksikliği ise büyüme ve tüy oluşumunu olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Daha önce de belirtildiği üzere, kalsiyum eksikliği raşitizme yol açabilir. Ancak, raşitizmin tek sebebi bu değildir, fosfor ve D3 vitaminin de bunda rolü bulunmaktadır ve raşitizm bunlardan herhangi birinin hiç kullanılmaması ya da herhangi birinin az olması sebebiyle de oluşabilir.

Avian Ensafolomalasia

Hastalığının sebebi E vitamini ve selenyum eksikliğidir ve K vitamini eksikliği de genellikle kanın pıhtılaşmaması ve aşırı düzeyde hemorajla (kanama) ilişkilendirilmektedir. B vitamini eksikliğiyle ilişkilendirilen pek çok problem bulunmaktadır. Muhtemelen bunlardan en bilineni Kıvrık tırnak felcidir. Biyotin eksikliği ise özellikle hindi palazları başta olmak üzere genç civcivlerde görülen pododermatit-taban yastığı yangısı hastalığının sebebi olarak görülmektedir.

Her ne kadar ihtiyaç duyulan miktarları az olsa da minerallerin pek çoğunun hücre fizyolojisi üzerinde önemli rolleri bulunmaktadır. Eksikliği durumunda ise ‘performans düşüklüğü’ şeklinde kendisini göstermektedir.

Bunların ek olarak yemlere katılabilen ilaçlarda dikkate alınmalıdır. Örneğin, yemdeki antikoksidiyal miktarının gerekenden daha düşük olması koksidiyoza sebep olabilir. Antikoksidiyal miktarının aşırı düzeyde olduğu aksi durumlarda da sonuçları kötü olabilmektedir. Bu gibi durumlara verilebilecek en iyi örnek ise sülfonomitler ve nitrofuranlardır.

Bazı ilaçların bir arada bulunmasının arzu edilmeyen bir uygulama olduğu unutulmamalıdır. Anti-mikoplazmal antibiyotikler, tiamulin ve narasin, monensin veya salinomisin gibi monovalent iyanofor antikoksidiyal kombinasyonu bunun klasik örneklerindendir. Bu antikoksidiyaller yemle birlikte kanatlılara verilmektedir.

Yemle birlikte aslında orada bulunmaması gereken maddelerin de tavuklara verilebileceği unutulmamalıdır. Mikotoksinler veya fungal atık maddeler bunun en güzel örnekleridir. Bu maddeler mantarlar tarafından üretilmektedir ve mısır gibi belirli bir besin maddesinde kontaminasyona yol açabilirler. Bunlar büyüme ve çoğalma evrelerinde mikotoksinler olarak bilinen ve bir kısmı tavukların sağlığı için tehlikeli olabilecek atıklar üretmektedir. Örneğin, aspergillus fumigatus tarafından üretilen bir mikotoksin olan alfatoksin karaciğere ciddi hasar verebilmekte ve bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Ancak, mantardan kaynaklı kontaminasyon ortadan kalkabilecekken mikotoksinin kalıcı ve dirençli olacağı unutulmamalıdır.

Durum böyle olunca, sadece küf (veya mantar) sayımı yaparak yemde mantara rastlanmaması yemin miko-toksin içermediği anlamına gelmez!Yeme karışabilecek diğer zararlı maddeler arasında organofosforlu bileşikler, bifeniller, zirai mücadele ilaçları, ağır metaller ve diğer pek çok madde yer almaktadır. Yemin içeriğinde bunlardan herhangi birinin bulunması insan hatasının sonucudur!Son olarak yem, sürüye enfeksiyon ajanlarını getiren bir araç olarak dikkate alınmalıdır. Yemin hatalı şekilde taşınması sonucunda hastalıklara sebep olabilecek hemen hemen her türlü ajanı beraberinde sürümüze getirebileceği aşikardır. Bunun en güzel örneği yem taşımakta kullanılan aracın üretim sonrası altlığın taşınmasında da kullanılmasıdır. Ancak yemle ilişkilendirdiğimiz esas mikroorganizma salmonelladır. Bu bakteri yemi oluşturan ve daha önce kontamine olmuş bir maddeyle yeme girebilir ya da üretilmiş bir yemin fareyle temas etmesi örneğinde olduğu gibi yeme sonradan bulaşabilir.

Salmonella başarı öyküsü

Son yıllarda yemlerde bulunabilecek salmonella bakterisini temizlemek için çok yol kat edilmiş olsa da bu yazımızda bu konuya değinilmeyecektir. Şimdi biraz da yemlerin kanatlıların genelini nasıl olumsuz şekilde etkileyebileceği konusunu inceleyelim. HACCP olarak bilinen risk yönetim sistemini kullanmamız için elimizde mükemmel bir durum bulunmaktadır. Önde gelen yem üreticileri hâlihazırda zaten bu sistemi kullanmaktadır. Ancak, uyarı niteliğinde birkaç söz söylemek gerekir. HACCP her şey demek olmadığı gibi risk yönetiminin en önemli faktörü de değildir.HACCP her şeyden önce ve en önemlisi her şeyi kapsayıcı bir sistem değildir, çünkü bu sistemin bir riski yönetebilmesi için öncelikle bu riskin tanımlanmış olması ve daha sonra yönetimi için gerekli kontrollerin HACCP sistemine dâhil edilmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla, bir riski tanımlamadığınız takdirde HACCp sisteminiz bu riske karşı sizi koruyamayacaktır ve kontrol tedbirleriniz yeterli değilse, HACCP sisteminiz de yeterli olmayacaktır! Nihayetinde, HACCP sisteminiz ancak sizin ona ekledikleriniz kadar ve bu sistemi uygulamak zorunda olanlar kadar iyi olabileceğini unutmayalım! HACCP beklemediğimiz risklere karşı bizi korumayacaktır. Son yıllarda İngiltere’de kullanılan domuz yemlerinde rastlanan organofosforlu bileşikler ve Belçika kanatlılarının ve hayvan yemlerinde rastlanan bifeniller, bunun en güzel örnekleridir.